13 Ağustos 2008 Çarşamba

barışarock havadisleri


Ademoğlu neyi bekler? Aşklarını, insanlarını, yollarını, otobüslerini… Ben bunların hepsinden ziyade, müziklerimi bekliyorum. Bana ilhamlar getirecek müzisyenlerimi, muhabbetler getirecek dostlarımı bekliyorum. Yolum senelerdir aynı yere düşüyor. Hiç yanılmadım. Hep güldüm, hep bağırdım. Arkasından çok laf ettim, doğru, ama yine de, kürkçü dükkanı gibi dönüp dönüp aynı festivale vardım.


Bizim blog ahalisi de katıldı müzik yolculuğuma bu kez. Hiç bu kadar büyük bir obam olmamıştı, oldu, ne de güzel oldu. Zira dostlar güzeldir; hele ki upuzun yollardan varmışlarsa şehrinize, size neler anlatacaklar, neler. Kulak vermek, dinlemek farz. Beni de dinleseniz şimdi, hoş olur aslında.

İçim pır pır ediyordu birkaç gün önceden. Sokakta arayıp bulamadığım müzisyenler çıkacaktı çünkü festival diyarlarında. Ben de, tamam, dedim, buralarda bir yerlerdeyiz, henüz yaşıyoruz, halen ölmedik. Cuma günü vardık festivale, bir sürü çadır kurduk. Dört kişilik çadır almıştım, iki kişilik çıktı, filan, neyse. Sonra bir keşfi-z zünun edelim dedik, gezdik, dolaştık. Cumartesi’yi beklemek bana öylesine büyük bir azap vermeye başlamıştı ki sona doğru, dedik olmayacak böyle, yürüyün duman şehirlerine…


Derken, sabah oldu. Günlerce beklediğim müzisyenlerimin gelmemesi yüzünden acayip bi bunalıma girdim, bunalımdan beni neşeyle gülümseyen Gevende’ler çıkardı. Onlar soundcheck yaparlarken biz kaçtık oralardan. Alternatif sahnede çalan Kırmızı Nokta, Kaçak ve Human Harvest’ten de kaçtık, özür dilerim. Sonra Ahibba derler bir grup gelmiş, ne kadar güzel bir lehçeyle Arapça rock yaparlarmış. Dinledik de dinledik onları. En güzel şey toprak, diyorum ben her daim. Buram buram, sıcacık, sıcaktan yanmış, yakılmış…

Sonraki yegâne rotam Dembedem’di. Simya ve büyüyü bildiğim gibi bilirim bazı şeyleri. Güzel çocukları yüzünden tanırım; muhabbetlerini güzelliklerinden okurum. Dembedem beni zerre kadar yanıltmadı. Sahneye adım attıklarından sonra, her şey, öylesine yüce bir ayin haline geldi ki, en son bi “hû” çektim, kendi başıma. Der ya şarkıcı: “Müzik benim zikrimdir, döndüm, durdum” Ha öyle işte, öyle bir şeyler işte Dembedem…

Change of Plans gözüktü sahnede. Ychorus ahalisi olarak, İkarus gibi kanatlandık burada. Güneş’e değip kanatları eritmekti bizim amacımız, lakin COP bizi bundan sakındı. Sahneyle seyirci arasındaki iletişimi tamamen keserek, kanatları yere eğdi. Lakin yine de gayet iyiydi benim için. Zira, yüzüme tükürseler de dinlerim onları ben. Ayriyeten; Dembedem-COP-Feryal Öney-Gevende gibi bir liste yapan yüce insana buradan selam duruyorum. O nasıl bir zihniyettir arkadaş?

Neyse. Feryal Öney gözükünce ben tabi bir şenlendim, bir “Bahar” oldum. Feryal, sahnede öyle durur ki, bütün Barışarock’ın duruşunu okuyabilirsiniz yüzünden. Mikrofonu öyle bir tutar ki, bizim Joan’ımız da o derim içimden ben. Hep söyle, hep ağlat Feryal. Hep çektir o halayları, o gözyaşlarını hep döktür. Senin aracı olduğun ağlamalar her daim mübah bana… Bu kadar güzellikten sonra Gevende’ye gerek kalmadı yahu dedim içimden bi. Sonra anlamış olacaklar ki, izlediğim en iyi iki üç performanslarından birini sergilediler. Hem de o yüce üflemeliler olmadan. Progressive. Bağıra çağıra. Ağlata ağlata. Gri. Buz mavisi. Renkli değil bu sefer Gevende. Bu sefer, çığlık atıyor gitarlar Esinti’de. Ahmet, söylerken Crest’i, Nusrat’in küfrü oluyor; yavaş yavaş akıyor bedene, kötü söz demeden hiç, anlatıyor derdini, veriyor dermânımı…


Gün bitiyor, çekiliyor bulutlar. Yıldızlar, tekrar gözüküyor. O gece, yer kalmıyor çadırımda. Ben de uyku tulumumu alıyorum, çıkıyorum masaya, iki saatlik rüya göreceğim şurada. Bırakın beni diyorum, dinlemiyorlar. Ritm tutuyorlar yanı başımda. Susun diyemiyorum, diyene kadar, rüyalarım uzuyor, ritmlerim uzuyor, ben yeni bir uykuya daha dalıyorum…


Ertesi sabah Hayvanlar Alemi buldu bizim obayı. Tanrı, ne güzel insanlar yaratmış. Gelip konuştular, olsa çay yapacaktım, yoktu. Öğleden sonra onları dinlemek için alternatif sahneye doğru ilerlerken, ağaç altında oturan Dembedem’i gördük. Aman sabahlar olmasın diyerek yanlarına ilerledik. He, bunu diyordum işte. Öyle güzel ki muhabbetleri, öyle yürekten insanlar ki, dinleyin. Kulak verin müziklerine. Orada rap yarışması filan vardı, bir ara muhabbet öyle çağlıyordu ki, ben müziği bile duymadım. Sağol Dembedem. Hayvanlar Alemi’nin müziğinin arasına dostluğunuzu kattığınız için. Ha bir de, ağaç altında Hayvanlar Alemi dinlemek, ne de güzel oluyor…

DDR için uzaklaştı blog yukarılara doğru. Ben de, nasılsa sarkıyor bu vakitler diye, durdum alternatif sahnede. Iya Waves adlı bir reggae grubu çıktı sahneye. Yüce Gaja, Yüce Jah Jah. Bu müzik, duamız olsun size…

Son anda koşa koşa yetiştim DDR’a. Can beni görmüş, öyle söyledi. Sonra gittik onlarla da konuştuk. Benim kelamım yetişmiyor artık güzel çocuklara dua etmeye. Çok yaşa DDR.

Gene aşağıya inesiye, artık, hiçbir şey hissedemez haldeydim ki, Genç Cazcılar'ı gördüm. Seçim mükemmel olmuş. Aferim. Ferhat Öz adlı adamın Nature Boy’u söylemesi bizi kendimizden geçirdi… Cümbüş Cemaat’in o dillere destan olası vokalisti de sahneye çıktığında, artık festival doruk noktasına ulaşmıştı. Bu çocuk hep Ali Baba desin, biz de onu dinleyelim. Göbek filan attık biz. Göbek atmak, bir direniş şeklidir.


Ben sonra, dostlarımla takılasıya vakit çattı, İzmir’den gelenleri yolculamak gerekti. Her daim arkada kalmak. Bu ne garabet. Ben böyleyim. Artık, insanların arkasından su yerine göz yaşı döküyorum. Tıpkı ilk günkü gibi. İzmir’dekiler Dembedem’le yollandı. Ben de söz aldım, söz verdim, yolum İzmir’e düşüyor. Bekle beni yeni kent…



Diyeceğim şudur:

Güzelliklerini -son şarkıya yetişmiş olsam da- ve muhabbetlerini bizden esirgemedikleri için DDR'a.
Blogumuzun obasını görüp el salladıkları, yanımıza geldikleri için, Gökte Güller Açıyor'u çaldıkları için Hayvanlar Alemi'ne.
Yanımızda olduklarını bu denli hissettirdikleri için Dinar Bandosu'na.
Güzel kelamlarını, düşlerini, güzelliklerini, müzikleri dinlediğim ilk gün fark eylediğim muhabbetlerini bana sundukları, beni hiç mi hiç yanıltmadıkları için Dembedem'e.
Her daim, her zaman, her gün, her saat, saniye.. dostum olarak kaldıkları için, üflemeliler olmasa da progressive de yaparız abi, dedikleri için, doğaçladıkları için bir de, Gevende'ye.


Tolga'ya, Özer'e Baran'a; Emre'ye, Orçun'a, Kürşat'a; Murat'a, Zerrin'e; Serkan'a, Yaşar'a.


Tanıdığım, tanımadığım binlerce gülüşe, Sinan'a, açtığı için Güneş’e, yağdığı için Yağmur’a.

Attığım göbeklere, çaldığım vakitlere.

Hepsine bin selam, bin teşekkür.

Varsın gelsin yine festivaller, varsın gelsin yine dostlar, yine müzikler…


Tatlar damakta kalmaya !


giz*

9 yorum:

bahadır dedi ki...

İyi eğlenmişsiniz eline sağlık zevkle okudum, kıskandım denebilir, keşke olabilseydim orada ama umarım başka zamana diyelim.:) Ama yazıyı okurken de kendimi orada hissetmedim de değil. Bu arada Ychorus Obası pankartıda güzel olmuş, kim hazırladı acaba?:)

Adsız dedi ki...

hayatımda senin gibi, hissettiklerini bu kadar güzel aktarabilen bir insan daha tanımadım.. sanırım tanıyamayacağım =)
yazdığın her kelime, insanın gözünü yaşartmaya yeter hatta artar bile =)
atmosferi anlatışına hayran kaldım, söylemezsem içimde kalır =) kıskanmadım değil.. hehe =)
ben senin kadar iyi anlatamıyorum o yüzden daha uzatmayacağım =)
ellerine, parmaklarına, yüreğine sağlık giz* =)
doldurdun gözlerimi **

Gökhan dedi ki...

Sevimli canım kardeşim benim ne güzel de eğlenmiş eğlenceli de yazmış ucub :)
Bak orada bi çoşku var, mutluluk var Yayılır yüzüne-yüzüne, diline, kalemine, bırakma tüyü elinden
bozma rengini mürekkebin...

bilge dedi ki...

giz, giz, kuş giz..

giz* dedi ki...

gönlüm de bi kuş gibi ki, aman aman..

Vaykorus dedi ki...

Neden bu kadar Change Of Plans'ın seyirciyle iletişime girilmemesine taktığını anlayamıyorum insanların.

Konuşmak isteyen sahneden indiklerinde gider tebrik ederdi. Ki ben öyle yaptım.

Herşey zor, herşey boşvermişliklerle doluyken, eleştirmenin ne anlamı var değilmi.

giz* dedi ki...

iletişim dediğimiz şey internet üzerinden de yapılıyor tolga :) mevzu o mu sence?
göz teması denen birşey var, gülümsemeler var, bak biz müzik yapıyoruz, burada, size. demek var. şükran var. zira müzik denen şey paylaşılır. ilham denen birşey vardır, sahnede seyirciden alırsın bunu. gidip merhaba sizi seviyorum ben demek, elbette bi iletişim yolu, ama bahseylediğim iletişim bu değil canım tolga :)

Vaykorus dedi ki...

Herkes şen şakrak doğsada öyle devam edemiyor be Gizem'im.. Bir ara gözüm iliştide, o kadar çok heyecanlıydılar ki bazı bazı, gitaristin elleri titremekten çalamadı.. en önden hepimiz çok güzel farkettik.

Hem.. Post Rock dediğimiz şeyide dinleyen şen şakrak adamda bile ters etki yaratırken, o müziği yapan insanda ne etkisi yaratır, bunu da bir göz önüne alınmasını yeğliyorum..

Oysaki sahne arkasında gayet mütevazi tavırlarla gönlümü dahada bir aldılar.. halende heyecanlıydılar.

Az önce gördüm bana cevaben ettığın yorumu.

giz* dedi ki...

orası muhakkak öyle. ama mesela ddr da sahneye çıktı. hani, mevzu post rocksa diye diyorum. ddr gayet iletişim halindeydi dinleyiciyle, hak verirsin ki..
sahnede de evet, gayet mütevazi, ne bileyim, güzel tavırlardaydılar, filan, ama, ben hiçbir elektrik alamadım sahnede onlardan, evet, hepsi çok sevdiğim insanlardır, ama gene de, oranın peyote olmadığının farkında olunması gerekiyor :)