9 Kasım 2010 Salı

bu
hep
arabesk bir öyküdür.

zira biz acımızı severiz.

21 Ekim 2010 Perşembe

ayak sesi adabı

tüm bu ayak seslerinin adabında,
topuklar vardır ve topuklar
göktenkulelerle deldiler gökbabayı.

matkaplar ve matraklar ve mızraklar, benim ilk babamın adı bir çingene tekeriydi oysa; bir akordeonun ilk düğmesi ve tek bir teldi ağaçtan oyduğumuz o ilk gitara.
şimdi bir dövme var bütün sırtlarında ve sırtlandır hepsi, dövmek, övmek ve sövmek sırasıyla.

bizim de caaaaanım zihnimizde kocaman, kapkara bir delik ve bir enik havlar durur gönlümüzde; ben bu sokakları çıplak ayak gezdim a çingenem, karadır o gözlerin, bir tek ben bilirim, bir tek ben. çünkü bakmamak için birbirimize hani, pembeydi o gözlüklerimiz, boyandık, boyalandık, senin gözlerinin karasında olmasa da, biz o kapkara gözlükleri takındık.

ah bir eğilsen de, su içer gibi öpsem öpsem o dudaklardan, lakin her orospuya meyil vermek boynumuzun borcuyken, o dudaklar bize bir günah ki, ellerimiz yanar Firavun’un ateşiyle, affet öpemem seni ben, saramam o buğday tenini, verirler odun, üflerler yanıbaşımdan yelini.

duvarlara çizeydim ben de resmini, bulutlara bakıp uçaydım hasretinle, şiirler yazaydım adına. lakin olmaz bu gri gök haram bize, bu hasretlik adına okunan bir masaldır ve mavaldır onlar için; hepsi geldiler, topuklar ve öpükler, hepsi derslerinden bir makale yazdılar adına ve lakin bir ben bakamadım o ilk babam gibi en vahşi adam tadına.

onlar geldiler, kırık dökük bir elbise; bir elbise giydirdiler annem doğa’nın çıplak tenine.
kirliyiz, boyalıyız, affet beni çingene.
ben o tekerleği sürüp duracağım o topukların ayak sürmediği köylere,
bir türkü tutturacağım yaşı ikiyüz olmuş, bir çiçek takacağım saçlarına, rengi güneşten sararmış, solmuş.

bir hasretlik yüzün var ey çingenem,
gelsen bulsan beni,
artık adımı giz’lemem.

giz.aşkdediğinkıpkırmızıbirçingeneşalıdır.

8 Ekim 2010 Cuma

de ajde !



merhaba canlar !

birsürü müzik var elimde, şimdilik bir kaçı, balkanlardan kuzey afrikaya tek bir botla geçilmez ama, yaptık birşeyler..

yazacak çok şeyler var, lakin afrikadan balkanlara çok uzun bir yolculuktan eve döndüm.

şimdi 3. gece.
bu istanbul beni ve keçilerimi yine kaçırttı.

beş dakika sonra görüşürüz, siz şimdilik şunları toparlayın:

Giz yol toplaması

1. Coming Back Home - Anastasia
2. Jovano Jovanke - Vlatko Stefanovski
3. Moj Dilbere - Mostar Sevdah Reunion
4. Djemko Djemile - Vlatko Stefanovski
5. Lazi Lazi Vere - Saban Bayramovic
6. Ajde Jano
7. Majka Jamajka - Zoster
8. Mr. Bobby - Manu Chao
9. Roots - Groundation
10. Ma'bud Allah -Adam Rudolph - Hassan Hakmoun


sarıldım !

giz.

/mütrüp geliyor yahu !

11 Mart 2010 Perşembe

de hayde !

e bre !

balkan yolu yokuştur, gırnataları tokuştur !

28 Şubat 2010 Pazar

baobabın altında gölge yoktur.

"bu tapıya erişmemiz mümkün değilse bile, geri dönmeyi gönlümüz istemiyor."

ve toprağın en ortası.
bütün toprakların en ortası ve bir anne gibi saçıp dökülmede, verip toplamada. tüm saçları örgülü bir anne, sırtı çocuklarını taşımaktan az biraz kambur ve fakat güzel mi güzel halen, ışımada, tüm güneşleri üstüne çekmede..

tüm çiçekleri dört mevsim tohumlu ve inadına ayakta duruyor bütün kuşları, bütün böcekleri ve hiç yağmur yağmasa da, her an yeni bir gökkuşağıyla gönlümüz şenlenmede.

ben, yani giz, yani afrikanın çocuklarının diliyle mame giara ve hepsinin gözlerinde yolunu kaybetmiş, beyaz adamın elinde doğmuş ve teni onlar gibi beyaz ve fakat afrika anne.
ben şimdi bütün elbiselerini yakmış, yırtığını dikmeyen ve anlayan artık aradığımız Allah, kendimizden uzak değil.

tohum atar gibi, çiçeği bekler gibi tüm ellerimizle yaratmakta ve toplamadayız, ve Simurg'a bakıp kendi halimizi, kendi halimize bakıp Simurg'u görmekteyiz; dil yok anlatmaya, gönül gerek görmeye..

bütün zamanları göğün deliğinden fırlatıp sırf bunları konuşmak için hangi dili öğrenmeli?
şimdi bütün içimiz aşk dolu.
şimdi bütün bedenimiz Tanrı, bütün ruhumuz yaradılışın ilk anıyla yakılmada.
şimdi cüppemin altında hepsi; nerede en'el-hak diyen mansur, nesimi, cüneyd; biz onların kervanıyla yola düşmede, onların konuklarını ağırlamadayız..
kulluğumuz bu kapıda Yusuf olur.
kulluğumuz bu toprağın suyudur.

ve bir dil gerek ki söylemeye, kulak gerek dinlemeye.

şimdi hangi dilden konuşmalı bütün gördüklerimizi göstermek için.
şimdi hangi gözünüz açık, hangi elleriniz hissetmede bizi.

ve biz Nuh'un gemisinde beklemede tufanı;
ve ilkin açacak gonca gibi, çağırmada bütün bülbülleri...


giz.
toubabdialaw/senegal/12ocak.