24 Mart 2014 Pazartesi

yazıyı zapt edememek veya uçuşan şeyler üzerine

sen orada kerouac cazı
                                    -ama sultanahmet
                                      ama gülhane.
ama çay içtiğimiz dokuz/onaltılık ritmlerde.
ama sizin nişan aldığınız,
benim karnımdaki kelebeklerdir.

-artık anlaşabilelim.
bir ceninin hiç doğamamasını konuşabilmek.
ve tütünün dudağımızın zevk suyuyla ıslanması.
ve bu siyah perdenin üstündeki
gölge oyunu.
                  -bütün odalardan giriyor güneş.
                   ama bir tek bu köşe / bir tek bu-

ben o kerouac cazıyla ve dokuzonaltılık ritmlerle sevişedurayım. herkes ağzının zevk suyunu damıtsın tütünlere. bitsin bu temaşa, bu kevaşe düzende, bitsin artık.
-su.

"esirgeyen ve bağışlayan allahının adıyla uyu"
(inandığın her yerde: duyu)

yedi köşeli bu matematik ülkesinin sekizinci köşesini oluşturmak için inatla direniyorum.
ne zaman çağırsa eski, pençelerle
yırtıyorum bu perdeyi de,
kalksın artık, gözümüzü
her ne bağladıysa.

istanbul'da, ayaklarımız dört yöne de aynı anda giderken, ve bazen severken dostlarımızın boyunlarını, ve bazen bir kedi severken, tünel'de çay içerken, son kuruşla şarap demlerken, güzel çocuklar keşif için damara inerken, ve karşılaştıkları ilk hücreye nasılsın demeden ölürken, ve rengarenk düşülkeler gerçekliği zapt ederken, ve artık gerçek birken, gerçek bu rengarenk düşülkeyken, bu rengarenk, yemyeşil, yusyuvarlak, yaratımın adına herkesin maradona olduğu ve herkesin herkesle uyuduğu, ve herkesin herkesle uyuduğu.

herkesin herşeyle çarpıştığı.
                                         -kün.

kırılıp dökülmenin sonu yok. sonu bile yok. bu öyle bir kırılıp dökülme ki, çocuk ana karnında suya dönüşmüş. usa dönüşmeden suya dönüşenlerden.

-bir güvercin. hem evcil. hem yaboz.
nasıl ki bir güvercin, hem evcil ve hem yaboz.
ve o zaman biz buna aşk diyoruz.
(ışk da diyebilsinler diye)


yuvarlanıp düştüğüm bu yerde, çöl, kum ve eksilerde gezinen soğuk. bedevilerin çadır kumarhaneleri ve kerhaneleri ve kıraat yerleri kendilerini din bayrağı altına gölge etmişlerin, ve meşki ozanların, ozanların yanışı, hepsinin bir promete oluşu madem, madem çöl, kum ve ozanların yanışı.
-ta sin. cennetten ateşle fırlayan kuşların adıyla oku.

yuvarlanıp düştüğüm bu yerde, matematik.
erkeğin yenemediği eril erki ve dişilin sarsılmaz mağdurluğu.
                                             aşkın esamesi okunmaz
                                             ve semaisi çalınmaz
                                             bu yerde
                                             düş.

düş, babasını hiç tanımamış bir erkeğin, erkek olduğunu sanmasıdır.
düş, bir kadının doğuramamasıdır.

ey doğuranların anası
ey şarlo'nun en büyük dişlisi
ey bacak arasında yetişen tohum
ey güzelliğin beş dakkalık kırmızı boyası
ey aldanan, aldatan ve aldanan, aldatan
                                                           -biraz üzerlik tütsüle.

yuvarlanıp düştüğüm bu yerde,
senin kirpiklerin ne kadar romantik.

(kuş uçuşuyla ölçülür kerouac cazı,
ve şiiri ve aşkı göküstünde bırakıp,
ateşleyip tüm fitillerini hazırlıklı kıçların,
gitmek, gitmek, gitmek, gitmenk,
allahım, söylesene sahi senin gözlerin ne renk?)




9 Mart 2014 Pazar

niyet ettim, allah rızası için oruç tutmaya.

anca böyle: şimşek, yağmur, şimşek.
ve dikince gözlerini o şaman o kurda,
birşeyin adı yok, yok olan birşey burda.
yok olan ve dönüşen birşeyin gözlerine / bir şeyin gözleri bakıyor.

-bakın, bu konuyu daha evvel çalışmıştık.
    şimdi bir türk bayrağı görmesem, kendimi yeni zelanda'da zannediyorum.

sizin bayraklarınızı ve hayretlerinizi -püü allah bildiği gibi yapsın-ama-bayım-bir-gözleyen-var.

hay allah, şimdi neye yarayacak, pardon?
bu makineler, binalar, filan, pardon?
herşey bir şey için ama, pardon?
bu bilinçaltını daha nereme sokayım.

yani aslında şimdi gayya'dan lut'a (anlattığım vallahi yemyeşil bir hikayedir.); ne diyordum, gayya'dan lut'a ve arada sümer, arada sümer, uygarlık diyorsun, pardon ama,
ben hiç ona uymadım, biliyor musun.
                                                        şimdi güneş doğsun lütfen.
of şuramı açayım, mememi, boynumu,
bir açayım da sonra vurur muyuz, bakarız.
idamlığın son sözleri diye alınız onu, pek ala,
pek ala, üstinsanın ilk sözleri diye de alabiliriz.

               - memeleri açalım.

bu tekerlekli ve yanar döner -yan masadan bu icad, bu dönen birşey işte, ateşli hem.
anlatması ne zor, ateş.
ateş diyorum sana, ateş, ateş!

açılsın yeni şiir, kalksın perde, bravo?
bravo da ben nasıl uyurum.
nasılsa uyurum işte, bir yere gitmeye lüzum yok.
yok. şiir. var.

                 - halbuse, gece de kundalini gibi bir şeydir.

gece çünkü, geldi mi geliyor işte.
         topla gelir, gece, tüfekle - bazı bazı yalansevdalıların yakarışlarıyla gelir.

                 -oysa ibni sina da diyor ki: "karasevda bir hastalıktır"

gece,
çünkü,
geldi mi,
ne güzel gölge şu ağacın altında!
ateş dolu şenlikler, ve vahşetin çekimi, ve bir karganın görülmeme özgürlüğü.

çünkü, gece, ama ne çok konuştunuz, pardon
silinç, diyorum, silinç, nasıl da kabartıyor esrik ve serik
yüreklerimizi.
sığınıyoruz esirgeyen ve bağışlayan içimizdeki bizlere,

                                                         - sonra allahla konuşuruz.

sallanan zamandaki şu ateşin şenliğinde,
             diyorum ki memelerim.

-nasıl kadın?

kadın ama işte, zamanım yok yüzümü boyamama,
çünkü zaman var, ama koşturuyoruz, dört nala, yedi düvele, kırk el'e.
koş/tur/u/yor/uuu.

II
       
  ا ل م

varlığın vücuda gelip, karanlıkta bilindiğidir.
yani, karanlık diyorum. ışığın en inceldiğidir.
alemin karanlıkta görüldüğüdür.
ışıksızın karanlıkta ayanlığıdır.
onlar ki, ki, ki, ki renkleri bir kuzguna uğramış,
mavidir, yeşildir,
ve aydınlatılmış karadır.
pardon, ama?
siz ışığı beyaz mı sandınız?

.zınınani ed e'silbi


çünkü mantık dörtle, gerçek birle çalışır.
siz buna dayanınız.

giz.



11 Ekim 2013 Cuma

n'oldu bu gönlüm, hakikaten?



özür dilerim. o kadar uzun zaman oldu ki, sanki bir sürü kapı açıldı da, bir sürüsü de kapandı.

şimdilik buralarda bir yerlerdeyiz, ahvalimizi kalemin kelamıyla değil de, müziğin selamıyla anlatıyoruz.

güzellikle kalın.


giz*

15 Şubat 2012 Çarşamba



Merhaba diyebilecek miyim o iyi Tanrı'ya, çatılarda dolaşan?

3 Şubat 2012 Cuma

ahval bildirgesi

buralarda bi yerdeyiz,

en dibinden, en tepesine,
can dibinden, ten tepesine yaşıyoruz.



10 Şubat 2011 Perşembe

şeb i hafez

"vakıa günümüzde tabutumuzu serviden yapınız, ki ölmüşüz servi boylu birinin dağlamasından.."

geçip gidecek günler ve geceler. başka başka yerlerde, başka başka insanlar. ve aşk, ve düş, ve acı. hep bir yerlerimize yama öylece ve öylesine kalacak.
çıkarın şimdi elbiselerinizi ve bırakın yaksın en doğunun en güneyinin en güzel güneşi. ve o güneş de en az senin kadar güzel bir adamdı ey babam, sen burada en uzak köşedeki nargileciye uzanırken. ve sen bu şehrin en güzel nergisi, nergis kokularının ve mermer taşların arasında. iki kuyu var, birinde seneler evvel adımdan bir dilek; şimdi ben geldim, ben buradayım, aç koynunu bana da, bir gün ben burda uyuyayım.
ellerini açmış kara çarşaflı kadınlar, adıma dualar ve dualar okurken, ben en ucuz köpeköldüreni açsam diyorum, yarısı sana, yarısı bana. ve yalanlanmasak artık biz de, adımızı bilen diyarlarda..

şimdi bırak sen, git sen, giz de bana, kız sen. ne zaman hatır edecek olsam hayalini, bu hafif sermestlik kalacaktır zihnimde ve sen, sevgililerimin babası, tekrar açan bir nergis olacaksın elimde. bu soldan sağa ve ayaktan başa işleyen bir ters memlekette benim adım en ters ve adımın en sert oluyor. herkesin resmi bir yadigarken sofanın üstünde, benimkisi sobanın içinde od oluyor. imam hafız, sen inan bana, sen inan, bu gövdesi sanki merdaneyle sıkılmış yüce kavaklar ve insan suretini andıran küçük çalılar, adına imam diyen adamlar ve siyah çarşaflar, safi yeşil ağaçlar, bu tanrı nimeti müzik, hiç konuşmayan deliler, maviler, mozaikler ve sen orada ne güzel, ne güzel bir huzur bu karmaşanın tam ortasında.
senin adın bir kitabın adı olsa ben o kitabı hatmederdim. senin adın bir taşın adı olsa, ben onu tuzlu sulara koyardım. sen ellerimi kessen ben ağlamaz, ben senin o sıcak mezarına okyanus suları getirip yumardım mermerini -ki,

servi koksun biraz biraz.

ben bu şairler ilinde, doğunun en güneyinde, bir periveş mutrib şimdi, arab denizinin öte yanına gidiyordum. ayağım takıldı mezarına, düştüm, öptüm toprağını. güneşin yaktı tenimi, dünün soğuğundan kalma, imamlar teneke taktı ardıma, ama yılmam, yılmam senin adın bu topraklarda yankılandıkça..

giz / 11.01.11 / shiraz, hafız mezarı. iran terki.

9 Kasım 2010 Salı

bu
hep
arabesk bir öyküdür.

zira biz acımızı severiz.

21 Ekim 2010 Perşembe

ayak sesi adabı

tüm bu ayak seslerinin adabında,
topuklar vardır ve topuklar
göktenkulelerle deldiler gökbabayı.

matkaplar ve matraklar ve mızraklar, benim ilk babamın adı bir çingene tekeriydi oysa; bir akordeonun ilk düğmesi ve tek bir teldi ağaçtan oyduğumuz o ilk gitara.
şimdi bir dövme var bütün sırtlarında ve sırtlandır hepsi, dövmek, övmek ve sövmek sırasıyla.

bizim de caaaaanım zihnimizde kocaman, kapkara bir delik ve bir enik havlar durur gönlümüzde; ben bu sokakları çıplak ayak gezdim a çingenem, karadır o gözlerin, bir tek ben bilirim, bir tek ben. çünkü bakmamak için birbirimize hani, pembeydi o gözlüklerimiz, boyandık, boyalandık, senin gözlerinin karasında olmasa da, biz o kapkara gözlükleri takındık.

ah bir eğilsen de, su içer gibi öpsem öpsem o dudaklardan, lakin her orospuya meyil vermek boynumuzun borcuyken, o dudaklar bize bir günah ki, ellerimiz yanar Firavun’un ateşiyle, affet öpemem seni ben, saramam o buğday tenini, verirler odun, üflerler yanıbaşımdan yelini.

duvarlara çizeydim ben de resmini, bulutlara bakıp uçaydım hasretinle, şiirler yazaydım adına. lakin olmaz bu gri gök haram bize, bu hasretlik adına okunan bir masaldır ve mavaldır onlar için; hepsi geldiler, topuklar ve öpükler, hepsi derslerinden bir makale yazdılar adına ve lakin bir ben bakamadım o ilk babam gibi en vahşi adam tadına.

onlar geldiler, kırık dökük bir elbise; bir elbise giydirdiler annem doğa’nın çıplak tenine.
kirliyiz, boyalıyız, affet beni çingene.
ben o tekerleği sürüp duracağım o topukların ayak sürmediği köylere,
bir türkü tutturacağım yaşı ikiyüz olmuş, bir çiçek takacağım saçlarına, rengi güneşten sararmış, solmuş.

bir hasretlik yüzün var ey çingenem,
gelsen bulsan beni,
artık adımı giz’lemem.

giz.aşkdediğinkıpkırmızıbirçingeneşalıdır.

8 Ekim 2010 Cuma

de ajde !



merhaba canlar !

birsürü müzik var elimde, şimdilik bir kaçı, balkanlardan kuzey afrikaya tek bir botla geçilmez ama, yaptık birşeyler..

yazacak çok şeyler var, lakin afrikadan balkanlara çok uzun bir yolculuktan eve döndüm.

şimdi 3. gece.
bu istanbul beni ve keçilerimi yine kaçırttı.

beş dakika sonra görüşürüz, siz şimdilik şunları toparlayın:

Giz yol toplaması

1. Coming Back Home - Anastasia
2. Jovano Jovanke - Vlatko Stefanovski
3. Moj Dilbere - Mostar Sevdah Reunion
4. Djemko Djemile - Vlatko Stefanovski
5. Lazi Lazi Vere - Saban Bayramovic
6. Ajde Jano
7. Majka Jamajka - Zoster
8. Mr. Bobby - Manu Chao
9. Roots - Groundation
10. Ma'bud Allah -Adam Rudolph - Hassan Hakmoun


sarıldım !

giz.

/mütrüp geliyor yahu !

11 Mart 2010 Perşembe

de hayde !

e bre !

balkan yolu yokuştur, gırnataları tokuştur !